Yükleniyor...
Kur'an-ı Kerim Meali
SÛRELER

ŞÛRÂ Sûresi


1. Hâ, Mîm.

2. Ayn, Sîn, Kāf.(1)

3. Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen), Hakîm (her işi hikmetli olan) Allah, sana ve senden öncekilere işte böyle vahyeder!(2)

4. Göklerde ne var, yerde ne varsa O’nundur. Ve O, Aliyy (çok yüce)dir, Azîm (çok büyük)tür.

5. Neredeyse gökler (O’nun azametinden dolayı) üzerlerinden çatlayacaktır; melekler ise Rablerine hamd ile (O’nu) tesbîh ediyorlar. Ve yeryüzündeki (mü’min)ler için mağfiret diliyorlar.(3) Dikkat edin! Şübhesiz ki Gafûr (çok bağışlayan), Rahîm (çok merhamet eden) ancak Allah’dır.

6. (Kendilerine) O’ndan başka dostlar edinenlere gelince, Allah onları hakkıyla gözetleyendir. Sen ise onların üzerine vekil değilsin!

7. İşte sana böyle Arabca bir Kur’ân vahyettik ki, şehirlerin anasını (Mekke’yi) ve onun etrâfındaki (bütün yeryüzü belde)leri(ni) korkutasın ve (geleceği) hakkında hiç şübhe olmayan o toplanma günü (kıyâmet) ile (onları) korkutasın! (O gün) bir kısım (insanlar) Cennette, bir kısım (insanlar) da alevli ateştedir.

8. Hâlbuki Allah dilese idi, onları elbette (hepsi îmân etmiş) tek bir ümmet yapardı; fakat (O), dilediğini (hikmetine binâen kendi lütfundan) rahmetine koyar. Zâlimlere gelince, onlar için ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.

9. Yoksa (kendilerine) O’ndan başka dostlar mı edindiler? İşte asıl dost, ancak Allah’dır ve ölüleri O diriltir. Çünki O, herşeye hakkıyla gücü yetendir.

10. Ve hakkında ihtilâfa düştüğünüz herhangi bir şey ki, artık onun hükmü Allah’a âiddir. (Onlara de ki:) “İşte bu (sıfatların sâhibi olan) Allah, benim Rabbimdir. (Ben) ancak O’na tevekkül ettim ve ancak O’na yönelirim.”


1- “Sûrelerin başlarındaki hurûf-ı mukatta‘a (Elif, Lâm, Mîm gibi tek tek yazılan harfler) İlâhî bir şifredir. Hâs abdine (husûsî kulu Hz. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’a) onlarla bazı işâret-i gaybiye (gizli işâretler) veriyor. O şifrenin miftâhı (anahtarı) o abd-i hâs’dadır (ASM). Hem onun veresesindedir (vârisi olan âlimlerdedir). Kur’ân-ı Hakîm, mâdem her zaman ve her tâifeye (topluluğa) hitâb ediyor. Her asrın her tabakasının hissesini câmi‘ (içine alan) çok mütenevvi‘ vücuhları (çeşitli yönleri), ma‘nâları olabilir. Selef-i Sâlihîn (Sahâbe, Tâbiîn ve Tebe‘-i Tâbiîn) ise, en hâlis parça onlarındır ki, beyân etmişler.” (Mektûbât, 29. Mektûb, 241)

الٓمٓ: Üç harfiyle üç hükme işârettir. Şöyle ki: Elif, هٰذَا كلَامُ اللّٰهِ اْلاَزَلِيُّ[Bu, Allah’ın ezelî kelâmıdır] hükmüne ve kazıyesine; Lâm, نَزَلَ بِه۪ جِبْر۪يلُ [Onu Cibrîl indirdi] hükmüne ve kazıyesine; Mîm, عَلٰي مُحَمَّدٍ عَلَيْهِ الصَّلَاةِ وَالسَّلاَمُ [Muhammed (ASM)’a] hükmüne ve kazıyesine remzen ve îmâen (remiz ve îmâ ile) işârettir.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 29)

2- “Hiç mümkün müdür ki, bir Sâni‘-i Hakîm (hikmetle yaratan san‘atkâr), bütün zîhayat (canlı) ve zîşuûr (şuûr sâhibi) masnu‘larını (san‘atlı mahlûklarını) birbiriyle konuştursun ve dillerinin binler çeşitleriyle birbiriyle söyleştirsin ve onların sözlerini ve seslerini bilsin ve işitsin ve ef‘âliyle (fiilleriyle) ve in‘âmıyla (ni‘met vermesiyle) zâhir bir sûrette (açıkça) cevab versin. Hem hiçbir ihtimâl var mı ki; mâdem bilbedâhe (açıkça) konuşur ve mâdem konuşmasına karşı tam anlayışlı muhâtab en başta insandır. Elbette, başta Kur’ân olarak meşhur kütüb-i mukaddese (mukaddes kitablar) O’nun konuşmalarıdır.” (Şuâ‘lar, 2. Şuâ‘, 33)

3- “Melâikenin bir kısmı insanları hıfzediyor (koruyor), bir kısmı kitâbet (sevâb ve günahlarını yazma) işlerini görüyor. Demek melâikelerin insanlarla alâkaları ziyâde (fazla) olduğundan, insanların ahvâline (hâllerine) ehemmiyet veriyorlar.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 250)