Yükleniyor...
Kur'an-ı Kerim Meali
SÛRELER

ABESE Sûresi


1,2. Kendisine a‘mâ bir kimse geldi diye (peygamber) yüzünü ekşitti ve döndü.(1)

3,4. (Habîbim, yâ Muhammed!) Hâlbuki sana ne bildiriyor ki, belki o (günahlardan) temizlenecekti veya nasîhat alacak da bu nasîhat kendisine fayda verecekti!

5,6. (Servetinin gurûruyla) kendisini (îmâna) muhtaç görmeyen kimseye gelince, işte sen (îmâna gelir de İslâma kuvvet verir mi diye) ona yöneliyorsun!

7. Hâlbuki (onun kendi gurûruyla) temizlenmemesinden senin üzerine bir şey yoktur!

8,9,10,11. Fakat koşarak ve (Allah’dan) korkarak o sana gelen kimseye gelince, sen onu bırakıp (îmâna gelmeyecek başkasıyla) oyalanıyorsun. Hayır (böyle yapma)! Çünki bunlar (bu âyetler), bir nasîhattir.

12. Artık dileyen ondan nasîhat alır.

13,14. (O Kur’an, Levh-i Mahfûz’da) şerefli kılınmış, (semâda) yükseltilmiş tertemiz sahîfelerdedir.

15,16,17. Değerli ve itâatkâr yazıcı (melek)lerin elleriyle (yazılmış)tır. Kahrolası (o münkir) insan, ne nankördür!

18,19. (Allah) onu hangi şeyden yarattı? Bir nutfeden (hakir bir sudan süzülmüş hulâsadan)! Onu yarattı da ona (bir hayat) takdîr etti.

20. Sonra (ana karnından çıkma) yolu(nu) ona kolaylaştırdı!(2)

21. Sonra onu öldürdü de, kabre koydurdu!

22. Sonra dilediği zaman, onu (tekrar) diriltir!

23. Hayır! (İnsan, Rabbinin) kendisine emrettiğini (tam olarak) yerine getirmedi!

24. Şimdi o insan, yiyeceğine (bir) baksın!

25. Şübhesiz ki biz, suyu (buluttan) bol bol döktük.

26. Sonra yeri (bitki ile) güzelce yardık.

27,28,29,30,31,32. Böylece orada size ve hayvanlarınıza bir fayda olmak üzere, ekinler, üzüm bağları, yoncalar, zeytinlikler, hurmalıklar, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik.(3)

33. Derken (kulakları sağır eden) o şiddetli gürültü (Sûr’a ikinci üfürülüş) geldiği zaman!


1- Bu sûreye isim olan “Abese” kelimesi “yüzünü ekşitti” anlamındadır. Birgün Resûlullah (ASM) Kureyş’in ileri gelenlerine İslâm’ı teblîğ ederken, Ümm-i Mektûm (ra) meclise gelip: “Yâ Resûlallah! Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğret!” diye seslenerek, bu sözü birkaç def‘a tekrâr etmesi üzerine, Efendimiz (ASM) mübârek yüzünü diğer tarafa çevirmişti. (İbn-i Kesîr, c. 3, 599)

1,Bu sûreye isim olan “Abese” kelimesi “yüzünü ekşitti” anlamındadır. Birgün Resûlullah (ASM) Kureyş’in ileri gelenlerine İslâm’ı teblîğ ederken, Ümm-i Mektûm (ra) meclise gelip: “Yâ Resûlallah! Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğret!” diye seslenerek, bu sözü birkaç def‘a tekrâr etmesi üzerine, Efendimiz (ASM) mübârek yüzünü diğer tarafa çevirmişti. (İbn-i Kesîr, c. 3, 599)

2- Bu âyet-i celîleye: “Sonra (hayır ve şer) yolunu ona açıkladı” diye de ma‘nâ verilmiştir. (Nesefî, c. 4, 80)

3- (Şu âyet) bütün esbâbı (sebebleri), îcad kābiliyetinden (yaratabilir olmaktan) azleder. Ma‘nen der: ‘Size ve hayvanâtınıza rızkı yetiştirmek için su semâdan geliyor. O suda, size ve hayvanâtınıza acıyıp şefkat edip rızık yetiştirmek kābiliyeti olmadığından, su gelmiyor, gönderiliyor’ demektir. Hem toprak, nebâtâtıyla (bitkileriyle) açılıp, rızkınız oradan geliyor. Hissiz, şuursuz toprak, sizin rızkınızı düşünüp şefkat etmek kābiliyetinden pek uzak olduğundan, toprak kendi kendine açılmıyor, birisi o kapıyı açıyor, ni‘metleri ellerinize veriyor. Hem otlar, ağaçlar sizin rızkınızı düşünüp merhameten size meyveleri, hubûbâtı yetiştirmekten pek çok uzak olduğundan, âyet gösteriyor ki, onlar bir Hakîm-i Rahîm’in (sonsuz hikmet ve merhamet sâhibi olan Allah’ın) perde arkasından uzattığı ipler ve şeritlerdir ki, ni‘metlerini onlara takmış, zîhayatlara (canlılara) uzatıyor.” (Zülfikār, 25. Söz, 49)

3,“(Şu âyet) bütün esbâbı (sebebleri), îcad kābiliyetinden (yaratabilir olmaktan) azleder. Ma‘nen der: ‘Size ve hayvanâtınıza rızkı yetiştirmek için su semâdan geliyor. O suda, size ve hayvanâtınıza acıyıp şefkat edip rızık yetiştirmek kābiliyeti olmadığından, su gelmiyor, gönderiliyor’ demektir. Hem toprak, nebâtâtıyla (bitkileriyle) açılıp, rızkınız oradan geliyor. Hissiz, şuursuz toprak, sizin rızkınızı düşünüp şefkat etmek kābiliyetinden pek uzak olduğundan, toprak kendi kendine açılmıyor, birisi o kapıyı açıyor, ni‘metleri ellerinize veriyor. Hem otlar, ağaçlar sizin rızkınızı düşünüp merhameten size meyveleri, hubûbâtı yetiştirmekten pek çok uzak olduğundan, âyet gösteriyor ki, onlar bir Hakîm-i Rahîm’in (sonsuz hikmet ve merhamet sâhibi olan Allah’ın) perde arkasından uzattığı ipler ve şeritlerdir ki, ni‘metlerini onlara takmış, zîhayatlara (canlılara) uzatıyor.” (Zülfikār, 25. Söz, 49)

3,“(Şu âyet) bütün esbâbı (sebebleri), îcad kābiliyetinden (yaratabilir olmaktan) azleder. Ma‘nen der: ‘Size ve hayvanâtınıza rızkı yetiştirmek için su semâdan geliyor. O suda, size ve hayvanâtınıza acıyıp şefkat edip rızık yetiştirmek kābiliyeti olmadığından, su gelmiyor, gönderiliyor’ demektir. Hem toprak, nebâtâtıyla (bitkileriyle) açılıp, rızkınız oradan geliyor. Hissiz, şuursuz toprak, sizin rızkınızı düşünüp şefkat etmek kābiliyetinden pek uzak olduğundan, toprak kendi kendine açılmıyor, birisi o kapıyı açıyor, ni‘metleri ellerinize veriyor. Hem otlar, ağaçlar sizin rızkınızı düşünüp merhameten size meyveleri, hubûbâtı yetiştirmekten pek çok uzak olduğundan, âyet gösteriyor ki, onlar bir Hakîm-i Rahîm’in (sonsuz hikmet ve merhamet sâhibi olan Allah’ın) perde arkasından uzattığı ipler ve şeritlerdir ki, ni‘metlerini onlara takmış, zîhayatlara (canlılara) uzatıyor.” (Zülfikār, 25. Söz, 49)

3,“(Şu âyet) bütün esbâbı (sebebleri), îcad kābiliyetinden (yaratabilir olmaktan) azleder. Ma‘nen der: ‘Size ve hayvanâtınıza rızkı yetiştirmek için su semâdan geliyor. O suda, size ve hayvanâtınıza acıyıp şefkat edip rızık yetiştirmek kābiliyeti olmadığından, su gelmiyor, gönderiliyor’ demektir. Hem toprak, nebâtâtıyla (bitkileriyle) açılıp, rızkınız oradan geliyor. Hissiz, şuursuz toprak, sizin rızkınızı düşünüp şefkat etmek kābiliyetinden pek uzak olduğundan, toprak kendi kendine açılmıyor, birisi o kapıyı açıyor, ni‘metleri ellerinize veriyor. Hem otlar, ağaçlar sizin rızkınızı düşünüp merhameten size meyveleri, hubûbâtı yetiştirmekten pek çok uzak olduğundan, âyet gösteriyor ki, onlar bir Hakîm-i Rahîm’in (sonsuz hikmet ve merhamet sâhibi olan Allah’ın) perde arkasından uzattığı ipler ve şeritlerdir ki, ni‘metlerini onlara takmış, zîhayatlara (canlılara) uzatıyor.” (Zülfikār, 25. Söz, 49)

3,“(Şu âyet) bütün esbâbı (sebebleri), îcad kābiliyetinden (yaratabilir olmaktan) azleder. Ma‘nen der: ‘Size ve hayvanâtınıza rızkı yetiştirmek için su semâdan geliyor. O suda, size ve hayvanâtınıza acıyıp şefkat edip rızık yetiştirmek kābiliyeti olmadığından, su gelmiyor, gönderiliyor’ demektir. Hem toprak, nebâtâtıyla (bitkileriyle) açılıp, rızkınız oradan geliyor. Hissiz, şuursuz toprak, sizin rızkınızı düşünüp şefkat etmek kābiliyetinden pek uzak olduğundan, toprak kendi kendine açılmıyor, birisi o kapıyı açıyor, ni‘metleri ellerinize veriyor. Hem otlar, ağaçlar sizin rızkınızı düşünüp merhameten size meyveleri, hubûbâtı yetiştirmekten pek çok uzak olduğundan, âyet gösteriyor ki, onlar bir Hakîm-i Rahîm’in (sonsuz hikmet ve merhamet sâhibi olan Allah’ın) perde arkasından uzattığı ipler ve şeritlerdir ki, ni‘metlerini onlara takmış, zîhayatlara (canlılara) uzatıyor.” (Zülfikār, 25. Söz, 49)

3,“(Şu âyet) bütün esbâbı (sebebleri), îcad kābiliyetinden (yaratabilir olmaktan) azleder. Ma‘nen der: ‘Size ve hayvanâtınıza rızkı yetiştirmek için su semâdan geliyor. O suda, size ve hayvanâtınıza acıyıp şefkat edip rızık yetiştirmek kābiliyeti olmadığından, su gelmiyor, gönderiliyor’ demektir. Hem toprak, nebâtâtıyla (bitkileriyle) açılıp, rızkınız oradan geliyor. Hissiz, şuursuz toprak, sizin rızkınızı düşünüp şefkat etmek kābiliyetinden pek uzak olduğundan, toprak kendi kendine açılmıyor, birisi o kapıyı açıyor, ni‘metleri ellerinize veriyor. Hem otlar, ağaçlar sizin rızkınızı düşünüp merhameten size meyveleri, hubûbâtı yetiştirmekten pek çok uzak olduğundan, âyet gösteriyor ki, onlar bir Hakîm-i Rahîm’in (sonsuz hikmet ve merhamet sâhibi olan Allah’ın) perde arkasından uzattığı ipler ve şeritlerdir ki, ni‘metlerini onlara takmış, zîhayatlara (canlılara) uzatıyor.” (Zülfikār, 25. Söz, 49)