Yükleniyor...
Kur'an-ı Kerim Meali
SÛRELER

8,9,10,11. (Biz) ona (diğer insanlar gibi) iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona da (hayır ve şer) iki yol gösterdik. Fakat (o), sarp yokuşu aşamadı.

12. O sarp yokuşun ne olduğunu sana ne bildirdi?

13,14,15,16. (O,) bir kölenin âzâd edilmesi (ve kişinin kendi nefsini ateşten kurtarması)dır. Veya bir açlık gününde akrabâlığı olan bir yetîmi veya toz toprak içinde kalmış bir yoksulu doyurmaktır.

17,18. Sonra (bütün bunları yaparken) îmân edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve birbirlerine merhameti tavsiye edenlerden olmaktır. İşte onlar Ashâb-ı Meymene (amel defterleri sağ eline verilenler)dir.

19,20. Âyetlerimizi inkâr edenler ise, onlar Ashâb-ı Meş’eme (amel defterleri sol eline verilenler)dir. Üzerlerinde (kapıları sımsıkı) kapatılmış bir ateş vardır!

ŞEMS Sûresi


1,2. Yemîn olsun şems’e (güneşe) ve onun (kuşluk vakti) aydınlığına! Ve (güneş batınca) onu ta‘kîb eden aya!

3. Ve onu (o güneşi) açığa çıkardığı zaman, gündüze!

4. Ve onu örttüğü zaman, geceye!

5,6,7,8. Ve göğe, hem onu binâ edene! Hem yere ve onu döşeyene! Ve nefse ve onu (güzel bir şekilde yaratıp) düzenleyene! Sonra da ona (o kişiye) günâhını ve takvâsını (neyin isyan, neyin itâat olduğunu bildirerek) ilhâm edene (yemîn olsun)!

9,10. (Ki) onu (o nefsini, günahlardan) temizleyen muhakkak kurtulmuştur! Onu (isyânıyla) örten ise, mutlakā hüsrâna uğramıştır!

11. Semûd (kavmi), azgınlığı yüzünden (peygamberini) yalanladı!

12,13. Hani onların en bedbahtı (deveyi kesmek için) ileri atılmıştı daAllah’ın peygamberi (Sâlih) onlara: “Allah’ın devesi(ni kesmekten) ve onun su içmesi(ni engellemekten sakının)!” demişti.

14. Fakat kendisini yalanladılar da onu (o deveyi) kestiler; bunun üzerine Rableri, günahları sebebiyle üzerlerini büyük bir azabla kaplayıp onları dümdüz (ederek yerle bir) etti.

15. Ve (O,) bunun (bu yaptığı işin) âkıbetinden korkmaz!(1)


1- “Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın esâs-ı i‘câzı (mu‘cizeliğinin temeli), en mühimlerinden belâgatından (ifâdesindeki hârikalıktan) sonra îcâzdır (az sözle çok şey anlatmaktır). Îcâz, i‘câz-ı Kur’ân’ın en metîn (sağlam) ve en mühim bir esâsıdır. Kur’ân-ı Hakîm’de şu mu‘cizâne îcâz o kadar çoktur ve o kadar güzeldir ki; ehl-i tedkîk, karşısında hayrettedirler. Meselâ: (...) (âyet 11-15) İşte, Kavm-i Semûd’un acîb ve mühim hâdisâtını (hâdiselerini) ve netâicini (netîcelerini) ve sû’-i âkıbetlerini (kötü sonlarını), böyle kısa birkaç cümle ile îcâz (az söz) içinde bir i‘câz (mu‘cizelik) ile selâsetli (akıcı) ve vuzuhlu (açık) ve fehmi ihlâl etmez (anlamaya zarar vermez) birtarzda beyân ediyor.” (Sözler, 15. Söz, 58)